Sinema, sadece görüntülerin ardı ardına dizilmesi değil, aynı zamanda zamanın yeniden inşa edilmesidir. Filmsel zamanın temelinde, yönetmenin zaman üzerinde kurduğu özgür egemenlik, yani derişik zaman (zaman daraltımı) kullanımı yatar.
Derişik Zaman Nedir?
Derişik zaman; herhangi bir olgunun doğadaki gerçek süresinin, dramatik yapıya uygun olarak kısaltılmasıdır. Bir sinemacı, bir olayı başından sonuna dek doğal süresiyle vermek zorunda değildir. Aksine, filmlerin belirli bir süreyi aşmaması zorunluluğu, yönetmeni zamanı ekonomik kullanmaya yöneltir.
Yönetmen bu süreci yönetirken şu adımları izler:
Ayıklama: Dramatik gelişmeye katkısı olmayan “güçsüz” anları eler.
Seçme: Olgunun sadece ana noktalarını temsil eden parçaları seçer.
Bütünleme: Aradaki boşlukları izleyicinin düş gücüne bırakarak hikâyeyi tamamlatır.
Örnek: Evinden okuluna giden bir öğrenciyi düşünelim. Eğer sinemacı gerçek zamanı kullansaydı, öğrencinin kapıdan çıkıp sınıfa girene kadarki 30 dakikalık yolculuğunu kesintisiz göstermek zorunda kalırdı. Oysa filmsel zamanda; kapıdan çıkış, bir dolmuşa biniş ve ardından sınıfa giriş sahnelerini izlemek, zihnimizde o yolculuğu tamamlamak için yeterlidir.
Sinema ve Televizyon Arasındaki Zaman Farkı
Filmsel zamanın bu esnekliği, televizyonun doğasıyla karşılaştırıldığında daha net anlaşılır. Bir TV stüdyosu canlı yayınında olaylar gerçek yaşamla eş zamanlı akar. Örneğin; bir oyuncunun bir odayı boydan boya geçip diğerine girmesi, canlı yayında birebir süresinde aktarılır.
Ancak sinemada bu durum tamamen yönetmenin ve kurgucunun yaratıcılığına bağlıdır. Bir günün tamamı birkaç dakikaya sığdırılabileceği gibi, birkaç saniyelik bir an (örneğin bir kaza anı), gerilimi artırmak amacıyla gerçek süresinden çok daha uzun gösterilebilir.
Hitchcock’un Bakış Açısı
Gerilimin ustası Alfred Hitchcock, zamanı bükme konusundaki maharetini 1946 yapımı “Notorious” (Aşktan da Üstün) filminde ustalıkla sergiler. Hitchcock, koca bir gece süren partiyi sadece 8 dakikada anlatırken; bir kadının, kocası banyodayken komodindeki anahtarlığı çalma sahnesini, seyirciyi heyecanın doruğuna ulaştırmak için gerçek süresinin çok ötesine taşıyarak uzatır.
Zaten Hitchcock’un şu sözü, sinemanın zamanla olan ilişkisini en iyi şekilde özetler:
“Film, hayatın sıkıcı anlarının ayıklanıp atıldığı bir hayat parçasıdır.” Bu yaklaşımla sinema, gerçeği birebir kopyalamak yerine, onu estetik ve dramatik bir süzgeçten geçirerek yeniden kurgular.

Bir yanıt yazın